​Adalet, insanlığın en kadim, en kutsal arayışıdır. Doğduğumuz andan itibaren devletin ve toplumsal düzenin bize sunduğu en temel güvence, hak arama hürriyetidir. Ancak teori ile pratik, yasa ile yaşam maalesef her zaman aynı pencereden bakmaz. Son dönemde baroların ve avukatlık mesleğinin sürdürülebilirliği adına alınan bazı kararlar, adalet asaletinin masasına yeni bir soru işareti bıraktı: Parası olmayanın adalete erişim hakkı ne olacak?

​Ülke genelinde ve yerelde baroların, avukatlık mesleğinin emeğini korumak, hukuki danışmanlığın bir bedeli olduğunu hatırlatmak ve "ücretsiz danışmanlık" kültürünün yarattığı mesleki erozyonu durdurmak adına attığı adımlar bir yönüyle anlaşılabilirdir. Avukatlık, yılların birikimini, entelektüel emeği ve sorumluluğu gerektiren ağır bir meslektir. Emek kutsaldır ve karşılığı olmalıdır. Lakin mesele ekmek ve emek olduğunda, işin diğer ucunda hak arayan, mahkeme kapısının yolunu bilmeyen, cebinde otobüs parası dahi hesaplayan milyonlar durmaktadır.

​Peki, bu durum ne kadar doğru? Bir vatandaş "Avukata sadece bir soru soracaktım" diyemeyecek mi?

​Adalet Lüks Değildir, Olmamalıdır

​Hukuki bilgiye erişim, tıpkı sağlık hizmetine erişim gibi temel bir insan hakkıdır. Bir insan hastalandığında devletin kurduğu hastanelerde nasıl muayene olabiliyor, ilacına bir şekilde ulaşıyorsa; hakkı çiğnendiğinde, mağdur edildiğinde veya sadece ne yapacağını bilemez halde kilitlendiğinde de bir hukukçunun kapısını çalabilmelidir.

​Şu anki tabloda, maddi durumu yetersiz olan vatandaşlar için baroların Adli Yardım mekanizmaları elbette mevcuttur. Ancak bu mekanizmalar genellikle dava açma, dosya yürütme aşamalarında devreye girer; anlık, pratik bir yol gösterme, "Ben şimdi ne yapmalıyım?" sorusuna hızlıca yanıt bulma noktasında ne yazık ki hantal kalmaktadır. İnsanlar bürokratik engeller ve uzun prosedürler arasında kaybolmaktadır.

​Alternatif Bir Çözüm Mümkün mü? "Adalet Hekimliği" Modeli

​ Acaba sağlık sistemindeki "Aile Hekimliği" modeli hukuka uyarlanamaz mı?

​Düşünsenize... Nasıl ki mahallemizde, sokağımızda bir aile hekimimiz var; devletimiz sağlığımızı korumak için bu kolaylığı halkın ayağına getiriyor; pekâlâ adalet mekanizması için de benzer bir model kurulamaz mı? Belirli bölgelerde, semtlerde veya adliyelerin bünyesinde konumlandırılacak, devlet destekli veya barolarla ortak koordine edilen "Adalet Danışmanları" ya da "Toplum Avukatları" ünitesi neden olmasın?

​Üç beş avukatın bir araya gelerek ya da kamu eliyle istihdam edilerek, maddi durumu iyi olmayan vatandaşların ilk hukuki danışmanlık hizmetini, yol haritasını çizecek rehberliği ücretsiz ya da sembolik bir bedelle alabileceği bir sistem kurulamaz mı? Bu model, hem avukatların mesleki haklarını ve emeğini korur ,çünkü devlet bu havuzu finanse eder veya meslektaşlarımıza bu kamu görevi karşılığında adil bir ödenek sağlanır, hem de "Param yok, derdimi kimseye anlatamıyorum" diyen mazlumun omzundaki yükü hafifletir.

​Adalet Limanında Gemileri Yakmamak

​Bir toplumda hukuka olan inanç sarsılırsa, o toplumun omurgası çöker. Avukatlarımızın ekonomik zorluklarla boğuştuğunu, emeğinin karşılığını alamadığını biliyoruz ve hak veriyoruz. Ancak diğer tarafta, çaresizlik içerisinde dert anlatacak bir avukat bulamadığı için hakkını arayamayan milyonların sessiz çığlığını da duymak zorundayız.

​Çözüm; hak arama hürriyetini duvarlar örerek kısıtlamak değil, adaleti toplumun her kesimi için erişilebilir kılacak yaratıcı ve sosyal devlet politikalarını hayata geçirmektir. Avukatlık mesleğinin onurunu korurken, vatandaşın adalet kapısında boynu bükük kalmamasını sağlayacak "Adalet Hekimliği" gibi yenilikçi sistemleri tartışmanın tam zamanıdır.

​Unutmayalım ki; adalet mülkün temeliyse, o temel ancak herkesin eşit derecede sığınabileceği bir liman olduğunda sağlam kalır.