Dün Türkiye bir kez daha bir okul saldırısıyla sarsıldı. Üstelik Turgutlu’daki saldırı, bu yıl Türkiye’de yaşanan ilk okul saldırısı da değildi. Nisan ayında Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta da okullarda silahlı saldırılar yaşanmıştı.

Olayın üzerinden daha birkaç saat geçmişti ki sosyal medyada herkes suçluyu bulmuştu.

Kimi aileyi suçladı.

Kimi arkadaş çevresini.

Kimi okulu.

Kimi güvenlik önlemlerini.

Kimi de sosyal medyayı ve interneti...

Tepkilere haksız diyemem. Hele ki söz konusu çocuklarsa, ailelerin “Çocuğumu okula gönderiyorum, sağ salim geri dönsün” demesinden daha doğal ne olabilir?

Ama benim anlamlandıramadığım başka bir şey var.

Neden böyle olaylarda mutlaka tek bir suçlu bulmaya çalışıyoruz?

Bence mesele tam da burada başlıyor. Çünkü karşımızda tek halkadan oluşan bir zincir yok.

Bir çocuğun eline silah alıp okulunun yakınında ateş açtığı noktaya nasıl geldiğini konuşacaksak, yalnızca son birkaç dakikaya bakamayız. O silahın eline nasıl geçtiğini de konuşacağız, öncesinde yaşananları da. Aile içindeki iletişimi de, arkadaş çevresini de, okul ortamını da, akran zorbalığı iddialarını da, internette karşılaştığı içerikleri de, güvenlik tedbirlerini de...

Ama bunları konuşmak başka, daha soruşturma tamamlanmadan birilerini peşinen suçlu ilan etmek başka.

Sosyal medyada “Ailesi nasıl fark etmedi?”, “Çocuğunun böyle olduğunu nasıl görmedi?” yorumlarını okuyorum.

Belki gerçekten fark edilmesi gereken işaretler vardı. Belki aile ilgisiz kaldı. Belki gördü ama önemsemedi. Belki de kendi çocuğunun böyle bir şey yapabileceğini aklının ucundan dahi geçirmedi. Bunların hangisinin doğru olduğunu bugün bilmiyoruz. Zaten soruşturmanın cevaplaması gereken sorular da bunlar.

Arkadaş çevresi için de aynı şey geçerli.

Ergenlik, insanın çevresinden çok fazla etkilendiği bir dönem. Arkadaşından, izlediği videodan, sosyal medyada karşısına çıkan bir içerikten, hayran olduğu bir karakterden... Ama aynı içeriği gören her genç şiddete yönelmiyor. Aynı zorbalığı yaşayan herkes eline silah almıyor. Dolayısıyla tek başına “internet yaptı”, “arkadaşları yaptı” demek de meseleyi açıklamaya yetmiyor.

Bir de okul güvenliği tartışması var.

Elbette daha sıkı önlemler alınmalı. Bir anne ya da baba çocuğunu sabah okula gönderirken onun güvenli bir ortamda olduğundan emin olmak ister. Bundan daha haklı bir talep olamaz. Üstelik olayın ardından yetkililer de olası ihmallerin ve güvenlik boyutunun araştırıldığını açıkladı.

Fakat güvenlik de zincirin tek halkası değil.

Belki asıl sormamız gereken soru şu:

Bir çocuk o silahı eline aldığı ana gelene kadar biz hangi işaretleri kaçırdık?

Evde mi kaçırdık?

Okulda mı?

Arkadaş çevresinde mi?

İnternette mi?

Silaha erişim noktasında mı?

Belki birkaçında birden...

Kalabalık sınıflarda bir öğrencinin psikolojik durumunun ne kadar farkına varabiliyoruz? Aileler çocuklarının dijital dünyada neyle karşılaştığını ne kadar biliyor? Akran zorbalığını “çocuklar arasında olur böyle şeyler” diyerek geçiştiriyor muyuz? Bir evde bulunan silaha bir çocuğun ulaşmasını gerçekten zorlaştırabiliyor muyuz?

Bunların her biri ayrı ayrı konuşulmalı.

Çünkü böyle büyük olayların ardından bir kişiyi ya da tek bir kurumu işaret edip “Suçlu bu” demek bizi rahatlatabilir. Bir hedef bulmuş oluruz. Öfkemizi yöneltecek bir adresimiz olur.

Ama sorun gerçekten bir zincirse, sadece son halkaya bakarak bir sonraki faciayı engelleyemeyiz.

Suçluyu bulmak adaletin işi. Bizim asıl konuşmamız gereken ise o son halkaya gelene kadar hangi halkaların koptuğu.