Manisa Meydan Gazetesi olarak, evlerinizi 'Ramazan Sohbetleri' ile konuk olmaya devam ediyoruz. Bugün ki konumuz; Ramazan kazanımlarını devam ettirmek. Yunus Emre İlçe Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı Ali Aldemir, Ramazan kazanımlarını muhafaza etmede büyük önem taşıdığını vurguladı. Aldemir, bu ayda elde edilen sabır, ibadet ve ahlak kazanımlarının Ramazan sonrasında da sürekli ibadet anlayışıyla devam ettirilmesi ifade etti.
Ramazan ayında kazanımlarımızı devam ettirebilmek için önce neler kazandığımıza bakmalıyız. Ramazan kazanımlarımız nelerdir hocam?
Ramazan ayı mübarek bir ay. Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam buyuruyor ki: "Sizler Ramazan'ın faziletini bilseydiniz bütün senenin Ramazan olmasını isterdiniz.” O kadar kıymetli bir ay. Dolayısıyla bu kadar kıymetli bir ayda biz çok farklı kazanımlar elde edebiliyoruz. Bunları hadislerle örneklendirelim inşallah. Peygamber Efendimiz (s.a.v) Ramazan'da neler kazandığımızla ilgili hangi hangi hadis-i şerif zikretmiş? Ramazan ayı, oruç ayı. Önce oruçla ilgili müjdeler nelerdir? Mesela bir hadis-i şeriflerinde Aleyhissalatu vesselam buyurur ki: "Kim faziletine inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa onun geçmiş günahları bağışlanır." Bir kere böyle bir kazanımımız var. Eğer ihlasla sevabını Allah'tan umarak, inanarak Ramazan orucunu tam olarak tutabilirsek, mazeretimiz yoksa geçmiş günahlarımızın bağışlanacağı müjdesi var. Bir kere Ramazan'ın sonunda inşallah amel el defterimiz, ters temiz bir şekilde sevaplarla dolu olarak çıkabiliriz.. Yine aynı oruçla ilgili başka bir hadis-i şerif; “Büyük günahların kaçınılması halinde beş vakit namaz, iki cuma ve iki Ramazan aralarında işlenecek küçük günahlara kefaret olur.” Yani aralarında işlenecek küçük günahlar tövbe edilmek suretiyle iki Ramazan arasında işlenecek günahlara da diyor kefaret olur. Yine başka bir hadis-i şerifte “Cennette Reyyan kapısı diye bir kapı vardır. Bu kapıdan sadece oruç tutanlar girebilir. Oruç tutanlar o kapıdan girdikten sonra daha o kapı kapatılır, kimse alınmaz.” Burada nasıl bir müjde var?? Eğer hakikaten ihlas varsa o ihlasla tutabilmişsek cennet müjdesi var. Ramazan oruç tutulduğunda cennetle müjdeleniyor. Böyle bir kazanımız var.
Yine Allah rızası için bir gün oruç tutan kimseye Allah Teala bir günlük oruç sebebi ile cehennem ateşinden 70 yıl uzak tutar. Hani insanların diyor bir sözde en büyük problemi, en büyük endişesi cehennemden kurtulmaktır. Oruçta böyle bir müjde var. Eğer ihlasla Allah rızası için oruç tutarsa bir kişi Allah onun bir günlük orucu münasebetiyle onu 70 yıl cehennemden uzak tutar. Cehennemden kurtulacağımıza dair müjdeler var oruçla ilgili.
“İFTAR, ZENGİNLERİN SOFRASINDAN İBARET OLMASIN”
Son olarak oruçla ilgili şunu da zikredelim. “Kim bir oruçluyu iftar ettirirse oruçlu kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından hiçbir şey eksilmez.” İşte Ramazan'da çevremizi iftara davet ediyoruz. Burada özellikle şuna dikkat etmek gerekiyor. İftara özellikle muhtaç kimselere davet etmeye gayret edelim. Bu iftar zenginlerin sofrasından ibaret olmasın. İftar sadece hali vakti yerinde olanların sofrasından ibaret olmasın. Aleyhissalatu vesselam buyuruyor ki; “O oruçlunun sevabı kadar sevap da sana yazılır. Senin o oruçlunun sevabından da bir şey eksilmez.” Niye? Çünkü sevaplar nur cinsindendir. Nur olan şeyler bölünmez, kısımlara ayrılmaz. Dolayısıyla biz yapacağımız bu iyiliklerle kardeşlerimizin sevabına da ortak olarak sevap heybemizi biraz daha fazla dolduruyoruz.
“TERAVİH NAMAZI SÜNNET BİR NAMAZDIR”
Ramazan'ın en öne çıkan ibadetlerinden birisi de teravih namazı. Bununla ilgili Aleyhissalatuvesselam'ın bir müjdesi var. Diyor ki: "Kim Ramazan'ın faziletine inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek teravih namazını kılarsa o kimsenin de geçmiş günahları bağışlanır." Teravih namazı sünnet bir namazdır. Ramazan'a has bir ibadet olduğu için sevabı çok büyük bir ibadettir. Mesela başka bir hadis-i şeriflerinde Aleyhissalatuvesselam buyurur ki: "Ramazan'da yapılan nafile bir ibadet başka zamanlarda yapılan farz ibadet gibidir." Yani teravih namazı her ne kadar sünnet olsa da başka zamanda yaptığımız bir farz gibi farz sevabını içinde taşıyor. Ramazan kazanım kazanımlarımızdan birisi de bu olmuş olur.
Yine aynı zamanda Ramazan ayı biliyorsunuz fitre, fidye verdiğimiz sadaka ayıdır. Sadakayla ilgili Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın söylediği hadis-i şerifler var ki onlar da “Suyun ateşi söndürdüğü gibi sadaka da günahın azabını söndürür.” Veya başka bir hadis-i şerif “Sadaka Rab'bin öfkesini söndürür ve kişiyi kötü ölümden uzaklaştırır.” Ramazan'da bol bol fitre, zekat, sadaka vererek bu anlamda da inşallah heybemizi doldurup günahlarımızdan aranmış oluyoruz.
“RAMAZAN AYI KUR'AN AYI”
Yine aynı zamanda Ramazan ayı Kur'an ayı. Kur'an'ın indiği bir ay Ramazan. Dolayısıyla Kur'an ayı olduğundan bol bol Kur'an'ları okuyacağız. Mukabele okuyacağız. Bununla ilgili de Aleyhissalatu Vesselam'ın şu iki tane hadisini zikredelim Birincisi;” Kur'an okuyunuz. Çünkü Kur'an kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir” buyuruyor. Kur'an'ı bol bol okuyun ki o kıyamet gününde size şefaatçi olacak. Yani bu beni okumuştu deyip bizim lehimize şehadet edecektir, şahitlik edecektir. Ve başka bir hadis-i şerifte de “Kim Kur'an-ı Kerim'den bir harf okursa onun için bir iyilik sevabı vardır. Her bir iyiliğin karşılığı da 10 sevaptır” Diyor ki Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam, "Bakın ben Elif, Lam, Mim bir harftir demiyorum size." diyor. Elif ayrı harf, Lam ayrı harf, Mim ayrı harf. Yani Elif dediğinizde 10 sevap, Lam dediğinizde 10 sevap, Mim dediğinizde 10 sevap. Normal zamanda. Bir de bu Ramazan'a girdiğimizde her bir amelin sevabı 300'e çarpılıyor, 1.000'lere çarpılıyor. Dolayısıyla Kur'an okuyarak bu harfler adedince sevap kesimimizi doldurup Ramazan'dan sevap terazisi dolu, günah terazisi de boş olarak çıkmak hepimize nasip olur.
Bu kazanımları nasıl devam ettirebiliriz? Ya da başka bir ifadeyle bu kazanımları kaybetmemek için neler yapmalıyız?
Onları yine peygamberimizden öğreniyoruz. Yani o bize nasıl oruç tutulması, Ramazan'ın nasıl değerlendirilmesi gerektiğini öğrettiği gibi bunların nasıl muhafaza etmemiz gerektiğini de öğretmiş. Mesela bunu iki yönde bakabiliriz. Bir Ramazan içinde oruç tutarken korumamız gereken kazanımlar var. Bir Ramazan'dan sonra devam ettirmemiz korumamız gereken kazanımlar var.
“BİZ SADECE MİDEMİZE ORUÇ TUTTURMAYACAĞIZ”
Ramazan içindeki kazanımları nasıl koruruz? Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: "Kim yalan konuşmayı ve yalanla iş yapmayı terk etmezse Allah'ın o kimsenin yemesine, içmesine, terk etmesine ihtiyacı yoktur” Biz sadece midemize oruç tutturmayacağız. Bütün duygularımızı oruç tutturmamız lazım ki orucun bize bir faydası olsun. Oruç tuttuğumuz halde yalan söylüyorsak, Allah'ın emirlerini yapmayıp yasaklarından kaçınmıyorsak diyor o orucun tutan kimseye faydası olmaz. Dolayısıyla biz çekmiş olduğumuz bu açlığı ve susuzluğu oruç sevabıyla taçlandırmak istiyorsak diğer uzuvlarımızı da oruç tutturmamız gerekiyor. Gözümüzü haramdan, kulağımızı gıybetten, ağzımızı yalandan, bedenimizi diğer haram ve günahlardan muhafaza etmek lazım ki o Ramazan kazanımları, orucun bize kattığı değerler devam etsin.
Yine orucun Ramazan'dan sonra bu kazanımları nasıl devam ettirebiliriz? Aleyhissalatu Vesselam'a soruluyor. “Amellerin en faziletlisi hangisidir?” O diyor diyor ki: "İbadetlerin en faziletlisi az da olsa devamlı olanıdır." Yani sadece Ramazan'da yaptım. Ramazan'dan sonra bırakıyorum. Öyle değil. O Allah'ın istediği bir şey değil. Ramazan'da alışkanlık kazandık, devam ediyoruz. En azından Ramazan'dan sonra farzları kısmında bunu devam ettirmemiz gerekiyor.
“RAMAZAN AYI SABIR AYIDIR”
Ramazan'da daha fazla, Ramazan'dan sonra daha az değil. Mesela toplumda bazen şu tartışmalar oluyor. Kandil geceleri var mı, yok mu? Peygamberimiz Kandil gecesi kutlar mıydı, kutlamaz mıydı? Peygamberimizin her gecesi Kandil gecesi gibi olduğundan dolayı biz Kandil gecesinde ekstra bir şeyler yaptığına şahit olmuyoruz. Ama bizim diğer günlerimiz Kandil gecesi gibi olmadığından dolayı Kandil gecesi biraz daha dikkat çekiyor. Aslında Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın Ramazan-ı Şerif'le ilgili, Kandil geceleri ile ilgili, Kadir gecesi ile ilgili teşvik edici hadisleri vardır. Biz bunlara uyarız. Ama Peygamberimiz bu teşvik ettiği şeyleri zaten kendisi her gün yapıyordu. Yani belli bir vakitte ibadet değil, bütün ömrü boyunca az da olsa devamlı bir ibadeti devam ettiriyordu. Bizden de bunu istiyor
Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam bir hadis içerisinde buyuruyor ki: "Ramazan ayı sabır ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir." diyor. Ramazan ayı bizi ne yapıyor? Eğitiyor. Ne eğitimi veriyor? Sabır eğitimi. Sabır deyince bizim aklımıza ne gelmesi lazım? Alimlerimiz der ki: "Sabır üç türlüdür." Nedir onlar? Bir ibadetlerde sabır, iki günahlara karşı sabır, üç musibetlere karşı sabır. İşte Ramazan ayında biz ibadetlere karşı bir sabır kazanıyoruz. Sabır eğitimi. İşte daha önce kılmıyorsak dahi Ramazan münasebetiyle beş vakit namazımıza başlıyoruz, Teravih namazları kılıyoruz. Ramazan bize ibadet sabrını öğretiyor. Ama bunu Ramazan'ın sonuna gelindiğinde yapmamamız lazım. İşte günahlara karşı sabır. İşte çevremizde görüyoruz bazen. Ramazan'dan önce bazı haram gıdaları kullandığı halde Ramazan'ın hürmetine bunu bırakıyor. Niye? Ramazan'a hürmet ediyor. Bir ay boyunca bu haramı demek ki görüyor ki ben bu haramı işlemeden yapabiliyorum. O zaman ne yapması gerekiyor? Ramazan’dan sonra da kazandığı bu eğitimi devam ettirmesi gerekiyor. Üçüncü sabır da musibetlere karşı. İşte en büyük musibet olarak gördüğümüz ölümde bile ne diyoruz? “Muhakkak ki biz Allah'tan geldik. Yine ona dön vereceğiz” diye. Allah'tan geldiğini bilip metanetle karşılamamız gerekiyor.
Ramazan kazanımlarımızı en çok kaybettiğimiz şeylerden birisi de nedir diye sorduğumuzda Aleyhissalatuvesselam'ın şöyle bir hadis-i şerifi var. Bir gün kendisine soruluyor. "Ey Allah'ın elçisi, hakkında korkacağım şeylerin en tehlikelisi nedir?" diye soruluyor. O mübarek eliyle dilini tutuyor ve işte budur buyuruyor. “Size en çok zarar verecek şey olan şey dilinizdir. Ona dikkat edin diyor.”
Yine başka bir hadis-i şeriflerinde "Oruç oruçluya yakışmayan şeylerle zedelenmedikçe kendisini tutan kişi için kalkandır." buyuruyor. Yani oruç zedelenmedikçe, tutan için, orucu tutan kimse için bir kalkan, bir koruma oluyor. Ama zedelenirse o görevini kaybediyor. Ashab burada merak ediyor. "Ya Resulallah, oruç ne ile zedelenir ki kalkan olma hüviyetini getirir?" diye sorulduğunda Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam yalan ve gıybetle buyuruyor. Yalan ve gıybet size en çok zarar veren şey, orucunuzu da kalkanı olmaktan çıkaran şeydir buyuruyor. Yalan nedir? Hepimizin malumu birisini kandırmak. En büyük yalan nedir diye sorarsanız; küfürdür. Yani şu anlamda ki Allah'a inanmamak. Allah yok demek en büyük yalandır. Dolayısıyla onun haricinde insanların kendi arasındaki münasebetlerde konuştuğu yalanlar. Bunların hepsi diyor size zarar verir.
“GIYBET NEDİR?”
Diğer taraftan gıybet. Gıybet nedir? Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam diyor ki "Gıybet nedir? Bilir misiniz?" diye sormuş. Sahabe "Allah ve Resulü daha iyi bilir." deyince ve bunun üzerine Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam "Kardeşini onun hoşlanmadığı bir şey ile anmandır." buyuruyor. “Kardeşinin hoşuna gitmediği bir özelliğini başka bir yerde anman. Onun yanında veya gıyabında, onun hoşlanmadığı bir şeyle anman gıybettir” buyuruyor. Sahabe soruyorlar "Ya Resulallah peki o söylediğim şey bahsettiğim arkadaşta varsa yani ben onu anlatıyorum şöyle özelliği var diye ama o arkadaşta hakikaten bu özellik var. Bu durumda ne olacak?” diye sorulduğunda Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam buyuruyor ki: "Eğer o söylediğin özellik o arkadaşta var ise gıybet olur. Yok ise iftira olur." Dolayısıyla sen başkasının yanında onun hoşlanmayacağı bir şeyle onu anla. Onu yapmış olsa bile sen onun hukukunu koru. Yani kötülüğü yayma.
“MÜFSİT KİMDİR?”
Gıybet günümüzdeki ifadesiyle dedikodu. İbadetlerimizdeki sevaplarımızı nasıl yok eder?
Konuya mesela gıybet özelinde kul hakkına zararla bakmak lazım. Gıybette bir kul hakkıdır. Dolayısıyla bunu kul hakkı nazarıyla bakmak lazım. Bu kul hakkı ile ilgili Peygamberimizin çok kapsayıcı bir hadis-i şerifi var. Bir gün peygamber efendimiz aleyhissalatu vesselam ashabı ile otururken onlara "Müfsit kimdir? Biliyor musunuz?" diye soruyor. Müfsit Türkçemizde "iflas eden" demek. Sahabe efendilerimizde "Bizde iflas eden, zenginken malını, mülkünü kaybedip fakire düşene biz iflas eden." deriz buyuruyor.
Peygamberimiz "Evet, o iflas eden, doğru, doğrudur ama asıl iflas eden kimse o kimsedir ki, kıyamet gününde Allah'ın huzuruna hesap görülürken namazı, orucu, zekatı tam olarak gelir. Yani namazı tamdır, orucunu tutmuştur, zekatını vermiş Sevap heybesi doludur. Bu şekilde gelir. O kişiye bakılır ki falanca kişiye dövmüş. Öbürüne iftira atmış. Öbürüne eziyet etmiş. Berikinin gıybetini yapmış. Dolayısıyla birçok kul hakkına girmiş.
İşte o kul hakkında o hesap görülürken diyor dövdüğü kimselere o kişinin sevabından, namaz sevabından, oruç sevabından, zekat sevabından alınır. Öteki kimseye verilir. Ama o kişinin sevabı biter. Alacaklılar bitmez. Bu sefer alacaklıların günahından alınır. Bu kişiye yüklenir. Çünkü verecek sevabı kalmaz. Bu sefer o gıybetini ettiği, iftira attığı kimseden günahları alınır. Bu gıybet eden, iftira atan kimseye verilir. Bu şekilde bu diyor günah heybesini doldurur ve cehenneme atılır buyuruyor. İşte asıl iflas eden budur. Sevap kesesi dolu geldiği halde yapmış olduğu dedikodu yüzünden, gıybet yüzünden, iftira yüzünden, eziyet yüzünden o sevaplarını başkasına kaptırmış. Bu halde de cehenneme atılmış kişi asıl iflas edendir diyor.
Dolayısıyla gıybet bizi sadece Ramazan kazanımlarını değil, bütün ömrümüzün kazanımlarını alıp götürebilir. Bununla ilgili şöyle bir üç cümlelik bir şey zikredilir; Üç canlı başkası için çalışır denir. Mesela av köpeği avcı için çalışır. Koşar, avı yakalar ama sahibine götürür. Kendisine bir şey kalmaz. Cimri malı biriktirir, yiyemez, başkasına kalır. Yani cimri de aslında başkasına çalışıyor. Yani av köpeği başkası için çalışır, cimri başkası için çalışır, bir de gıybetçi. Gıybetçi de diyor başkası için çalışır. Çünkü gıybet eder, salih amellerini başkasına kaptırır.
O kadar Ramazan boyunca emek çeker, biriktirir ama yapmış olduğu dedikodu gıybet yüzünden o sevapları başkasına kaptırır. İşte bununla ilgili Hasan Basri Hazretleri vardır. Geçmiş büyük Üzerimizden. Şöyle bir uygulaması varmış onun. Kendisinin gıybetini yapan birine bir tabak hurma gönderilmiş. Dermiş ki senin bana verdiğin hediyenin yanında bu ufak bir şey ama kabul et dermiş. Çünkü sen benim gıybetimi yaparak benim günahlarımı aldın. Ben de onun yanında bir karşılık vermek için sana bir tabak hurma gönderiyorum dermiş.
Gıybet böyle bir şeydir. Yapmış olduğumuz sevapları başkasının hanesine yazılmasına sebep olur. Onların günahlarının da bize geçmesine sebep olur. Bundan olabildiğince uzak duralım ki Ramazan kazanımlarımızı korumuş olalım. Rabbimiz bütün ömrümüzü Ramazan gibi yaşayabilmeyi nasip eylesin.




