Manisa Meydan Gazetesi olarak, 'Ramazan Sohbetleri' ile evlerinize konuk olmaya devam ediyoruz. Bugün ki konumuz; iftar sofralarında israf. Yunusemre İlçe Müftülüğü Vaizi Harun Karadağ, israf tanımını yaparak İslam’da israfın yasakladığını söyledi. Karadağ, israfın önlenmesinin, toplumsal barışa da katkı sağladığını ifade etti.
-Ramazan ayında kurulan iftar sofraları bazen gösterişe ve israfa dönüşebiliyor. İslam bu konuda bize ne öğretiyor? İslam bu konuda bize ne diyor?
Ramazan-ı Şerif ayında zaten çok önemli bir ibadeti yerine getiriyoruz. Rabb'imizin farz kılmış olduğu Ramazan orucunu tutuyoruz. Dolayısıyla bir ibadet farz yapılırken bir diğer taraftan da tabiri caizse yani aldığımız o sevapları, bir elimizle aldığımız o sevapları diğer elimizle de vermemeliyiz. Bir tarafta çok güzel bir ibadet. Alemlerin Rabb'inin farz kılmış olduğu bir oruç ibadeti. Ama diğer tarafta ise israf. Rabb'imizin haram kılmış olduğu bir davranış. Zira Kur'an-ı Kerim'de ne buyuruyor? “Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz. Zira Allah israf edenleri sevmez.” (Araf süresi 31. Ayet.) O halde ibadeti yaparken bundan elbette ki sevap elde etmek, kazanmak istiyoruz. Salih amel defterimize salih amel olarak yazılsın diye bunu gerçekleştiriyorsak bu ibadetten aldığımız o sevapları işte akşam iftar sofralarında lükse kaçarak, israfa kaçarak yiyeceğimizden kat ve kat daha fazla tüketmeye çalışarak ne yapmamalıyız? İsrafa giderek bu sevaplarımızı kaybetmemeliyiz. İslamiyet her hayatın her anında ölçülü olmayı bizlere emrediyor.
“MÜSLÜMAN DENGE İNSANIDIR”
Orta yolu tutmamızı bizlere emrediyor. O da nedir? İsraf ve cimrilikten uzak bir hayat. İsraf da yasaklanmış. Haddinden fazla harcama yapmak, haddinden fazla yemek bunlar yasak kılındığı gibi aynı şekilde tamamen, kısmak, hiçbir harcama yapmamak, tüketmemiz gereken yerde tüketmemek bu da dinimizde yasaklanmış. O halde israf ile cimrilik arasında orta bir yerde Müslüman denge insanıdır ve bu denge üzerine bir hayat yaşamalıdır. Bunun için iftar sofralarımızı lüksten, israftan, yiyemeyeceğimiz yiyeceklerle doldurmaktan kaçınmalıyız. Peygamber Efendimiz zaten ne diyor? Ademoğlu'nun midesinden daha kötü doldurduğu bir kap yoktur diyor. Yani bir kap olarak doldurduğu en kötü şey midesidir diyor. Halbuki onun belini doğrultacak, iki lokma yiyecek ona yeter buyuruyor Peygamber Efendimiz. Yani öyle sofralarımıza baktığımız zaman işte değil iki kişinin, dört kişinin belki de 50 kişinin yiyeceği yemekler var maalesef. Ve haddinden fazla yiyemeyeceğimiz kadar yiyeceklerle dolduruyoruz sofraları. Bir taraftan ibadet sevabı elde edelim derken diğer taraftan birçok günaha giriyoruz.
İşte Peygamber Efendimiz de burada diyor ki: "İnsanoğluna belini doğrultacak iki lokma yeter." Çok midesini doldurmak istiyorsa, illaki ‘ben midemi dolduracağım’ diyorsa da o halde yapması gereken üçte birini havayla, üçte birini suyla, üçte birini de yemekle doldursun. Bunun haricinde daha fazlası İslamiyet’in izin vermiş olduğu bir davranış değil.
-Aileler iftar sofralarında israfa düşmemek için nelere dikkat etmeli?
İlk önce tuttuğumuz o orucun bir ibadet olduğunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız. İlk önce niyetimizin düzgün olması lazım. Yani ben ne yaptım? Bugün akşama kadar niçin aç kaldım? O halde buradaki gaye neydi? İşte açların fakirlerin halini anlamak. Ve ben Allah için bugün aç kaldım ve buradaki bu ibadetteki niyet de neydi? Rabb'im benim açların halini anlamamı istiyor. Onlar ne sıkıntılar çekiyor, ne zor durumlar içerisinde yaşıyorlar. Dolayısıyla bu niyetle başlayacak ve daha sonra da bu niyetin bir devamı olarak; O halde ben israf edersem, dünyadaki kaynakları fazla tüketirsem bu nasıl olsa benim param var. İstediğim kadar alırım, istediğim kadar çöpe dökerim. Böyle bir hakkımız yok. Çünkü dünyadaki kaynaklar sınırlı. Yani bu bizim zengin olmamız, israf edebileceğimiz anlamına gelmiyor. Yani dünyanın en zengin insanı da olsak cebimizdeki paramızla dahi o harcamayı yapsak dahi sonuçta onun adı değişmez. İsraf zaten kendi malıyla insanın yaptığıdır. Başkasının malıyla olan hırsızlıktır. O halde kişi ilk önce niyet ile başlayacak. Ben bugün ne yaptım? Niçin oruç tuttum? Niyetini şöyle bir gözden geçirdikten sonra O halde ben bu kazanmış olduğum sevapları bir taraftan ne yapmamalıyım? ‘İsraf ederek bu ibadetin sevabını kaybetmemeliyim’ diye düşündükten sonra zaten niyet oluştuktan sonra diğer kısmı kolaylaşmış oluyor. Niçin? Çünkü zaten bu niyetini yaptıktan sonra sofrayı ona göre düzenliyor.
Sofrada yediğini bitirdikten sonra, yiyeceğini bitirdikten sonra da ne yapmalıyız? İşte oradaki artan gıda maddelerini mümkün mertebe işte insanların yemesi için komşularımıza verebiliriz. Fazla yaptıysak yemeğimizi, fakirlere dağıtabiliriz. Diğer insanların da bunlardan istifade etmesi için uğraşabiliriz. Ama en başında gelen nedir? Sofralarımızı ona göre kurmalıyız.
“İSRAFIN ÖNLENMESİ TOPLUMSAL BARIŞIN DA OLUŞMASINA SEBEP OLUR”
-İsrafın olmadığı paylaşımın yapıldığı iftar sofralarının bireye ve topluma ne gibi faydaları vardır?
İsrafın olmadığı iftar sofraları olmasını çok arzu ettiğimiz sofralar ama maalesef günümüzde görüyoruz ki İftar sofralarında israf var. Normal zamanlardaki sofralarımızda da bu israf var. Dünyada her zaman yeni rakamlar açıklanıyor. Dakikada bir insan bazen 10 saniyede 20 saniyede dünyada insanlar ölüyor. Ve işte bu bizim çöpe attığımız, kıymetini bilmediğimiz ve haddinden fazla kullandığımız o gıda maddeleri diğer insanların bunlardan mahrum kalmasına sebep oluyor. Yani bunu gören insanlara elbette ki ne oluyor? Daha sonra zenginlerle fakirler arasında bir uçurumun meydana gelmesi ve bu fakirlerin de özellikle açlık sınırında olan insanların zor durumda olan insanların zengin insanlara karşı düşmanlık beslemesi, bu israf yapan insanlara karşı bir düşmanlık beslemesine sebep oluyor. Niçin? Çünkü o gıda maddelerini fazla tüketmemiş olsaydı veyahut da artanları fakir ülkelere, fakir insanlara vermiş olsaydılar o insanlar açlık çekmeyecekti. Zor durumda kalmamış olacaklardı. Dolayısıyla israfın önlenmesi iftar sofralarımızda ilk önce toplumsal barışın da oluşmasına sebep olur. Yani, insanların birbirine yardım etmesi neticesinde kardeşlik bağlarının kuvvetlenmesine ve toplumun birlik ve bütünlük içerisinde hareket etmesine sebep olur.
“ELDE ETMİŞ OLDUĞUMUZ MAL, MÜLK BİR EMANETTİR”
Rabbimizin Kur'an-ı Kerim'de buyurduğu gibi bizlere şöyle dememizi emrediyor. “De ki mülkün gerçek sahibi olan Rabb'im” Dolayısıyla burada Rabb'imiz bizlerin birer emanetçi olduğunu, gerçek sahibin, gerçek otoritenin, gerçek mülk sahibinin kendisi olduğunu bizlere ifade ediyor. O halde bir mümin olarak biz bu işte sahip olduğumuz mal, mülk, servet üzerinde bir emanetçi olduğumuzu, bunun bir gramını, bir kuruşun dahi gereksiz yere harcama imkanımızın olmadığını hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız. Yani biz sadece bu dünya hayatında bir imtihandan geçiriliyoruz. Elde etmiş olduğumuz mal, mülk bunlar da bir emanettir. Bunlardan hesaba çekileceğiz. Dolayısıyla böyle bir bilinçle hareket eden Bir insan o malın, mülkün gerçek sahibinin alemlerin Rabbi olduğunu bildiği zaman zaten israf edemez. Onu Rabb'i hangi yolda kullanmasını emrediyorsa, nasıl değerlendirmesi gerektiğini Emrediyorsa zaten o şekilde değerlendirmesi gerektiğini bilir ve her şeyin bir emanet olduğunu, bunların daha sonra hesabının sorulacağını düşünerek hareket eder ve israftan bu şekilde kaçınmış olur. Dolayısıyla niyetimizi düzelttiğimiz zaman israftan da aynı şekilde kaçınmış olacağız ve bunun neticesinde de toplumda bazı nimetlere ulaşamayan insanlarında ulaşması kolaylaşacak ve aynı şekilde de toplumsal bir bütünleşme olacak.
Herkes işte dünyadaki nimetlerden, kaynaklardan eşit seviyede faydalandığı zaman toplumsal barışta, toplumsal huzurda bu şekilde gerçekleşmiş olacak. S.MELİS BAYRAM




