ANA MANŞET

Eşler Arasında Küslük

Rahmet ayı Ramazan’ın manevi ikliminde gerçekleştirdiğimiz Ramazan Sohbetleri programımızın bugünkü konuğu Yunus Emre İlçe Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı Fatma Çinici. Eşler arasındaki küslüğün ele alındığı programda Çinici küslüğün evlilik hayatına etkileri anlattı.

Manisa Meydan Gazetesi olarak, evlerinizi 'Ramazan Sohbetleri' ile konuk olmaya devam ediyoruz. Bugün ki konumuz; Eşler arası küslük. Yunus Emre İlçe Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı Fatma Çinici, küslüğün tanıtımını yaparak eşler arasında uzun süren suskunlukların telafisi olmayan iletişim çatışmalarına sebep olduğunu belirtti.

Küslük nedir?

Küsmek, kırılmak, gücenmek, gönül koymaktır. Bizim kültürümüzde oldukça canlı ve işleyişi olan bir kavramdır. Fakat diğer dillere baktığımız zaman direkt aslında onun bir karşılığı yoktur. Ama bizim kültürümüzde oldukça yer etmiştir. İşte şarkılarda, türkülerde, şiirlerde, romanlarda, tiyatro oyunlarında oldukça yer bulmuş bir kavramdır küsmek. Ben de konuşmamıza başlarken Nazım Hikmet'in bir şiiri ile başlamak istiyorum:

Küsmek nedir? Bilir misin?
Küsmek dürüstlüktür.
Çocukçadır ve ondan dolayı saftır.
Yalansızdır.
Küsmek, seni seviyorumdur.
Vazgeçememektir
Beni anlatır küsmek.
Kızdım ama hala buradayımdır.
Gitmiyorumdur, gidemiyorumdur.
Küsmek nazlanmaktır, yakın bulmaktır.
Benim için değerlisindir.
Küsmek sevdiğini söyle demektir.
Hadi anla demektir.
Küsmek umuttur, acabaları bitirmektir, emin olmaktır.
Yani diyecek şeyim o ki, ben sana küstüm.
Aslında şiirde çok güzel ifadeler kullanılıyor küsmekle ilgili ama aslında kavram olarak da baktığımız zaman oldukça soyut bir kavramdır. Ama hayatımıza yansıması, aile hayatımıza, güncel hayatımıza, sosyal hayatımıza yansıması, küslük kavramı oldukça somut ve getirdiği şeyler de oldukça fazladır.

Biz kimlere küseriz?

Bizler kimlere küsüyoruz? Mesela dışarı çıkıyoruz. Birçok insanla karşılaşıyoruz. Birçok insanla karşılaşıyoruz ve bazen istemediğimiz davranışlarla karşılaşabiliyoruz. İşte biri omuz atabiliyor karşıdan karşıya geçerken veya biri ayağımıza basıyor. Bir şekilde bir insanlarla bazen olumsuz ispatlarımız oluyor.Biz kalkıp da o insana şöyle başımızı çevirip ben sana küstüm demiyoruz. Bizler en yakınlarımıza küsüyoruz. Bizlerle gönül bağı olanlara, işte en yakın işte nazımızın geçtiği insanlara bizler küsüyoruz.

Neden küseriz?

Küsmek aslında iletişimi kapatmak demektir. İletişimi kesmek demektir. Bunun üç sebebi vardır. Bizler üç başlık aslında toplayabiliriz.

Birinci başlığı şöyle diyebiliriz. Küstüm. Evet, küsmemin sebebi de eğer konuşmaya devam edersem ya da, iletişime devam edersem her şeyi çok yıpratabilirim. O yüzden iletişime ara veriyorum. Problemi de çözmüyorum. Bakın problem ortada. Problemi çözmüyorum. Hala altı yapıyorum. Sanki yokmuş gibi davranıyorum. Bu birinci sebeptir. Küsmekle bazen kendimizi cezalandırırız.

Ya ben karşıdaki insana çok değer verdim. Sen bunu hak ettin. İşte sen kendini cezalandır. İkinci sebebimiz budur. Küsmede ki üçüncü sebebe geldiğimiz zaman da genelde bu en çok karşılaşılandır. Küserek karşı tarafı cezalandırmak. Ben sana küstüm. Artık sen cezalısın benim gözümde. Bu cezalandırma isteği çok yoğundur. Böyle bir tabiri vardır; “Denizli yakamam bari cızlatayım.” Şimdi hepimiz bir hayal edelim. Deniz kenarındayız ve akşama kadar diyelim ki o denizin üstüne odunlar yığdık ve çakmağa çaktık. Odunların bir kısmı yanar ama deniz zarar görür mü? Hayır. Denizi yakabilir miyiz, suyu yakabilir miyiz? Hayır, yakamayız. Peki deniz o yanmadan ufacık da olsa cızlar mı? Çok da cızlamaz değil mi? Etkilenmez. Ama biz ne yapmış oluyoruz aslında? Akşama kadar odun taşıyarak kendimizi yoğurmuş oluyoruz, kendimizi yıpratmış oluyoruz. Bundan şunu çıkartabiliriz. Biz Karşı tarafı cezalandırma isteği yaparken aslında küçücük en çok cezayı ve yorgunluğu kendimize bırakmış oluyoruz. En çok yorulan, yıpranan taraf biz olmuş oluyoruz.

“KONUŞARAK ANLATAMADIĞIMIZI SUSARAK NASIL ANLATABİLİRİZ?”

Araştırmalara göre kadınların en çok erkeklerine, eşlerine küsme sebebi erkekler veya eşlerimiz bizi anlasın diye biz onlarla küsüyoruz. Ben de size şunu sormak istiyorum. Acaba konuşarak anlatamadığımız dertlerimizi bizler susarak nasıl anlatabiliriz? Yani karşı tarafın müneccim olmasını bekliyor olabiliriz. Bazen sebepsiz yere susuyoruz. Karşı taraftan neden küstüğümüzü, neden sustuğumuzu bulmasını bekliyoruz. Sonra karşı tarafta sürekli acaba şundan mı, bundan mı diyerekten sürekli kendisini sorguluyor ve bir vakit sonra o naz kısmından bıkmış oluyor. Bıkkınlığa sebep olabiliyoruz maalesef.

Peki bizler neden küseriz? Hangi davranışlar karşısında küseriz? Bu suskunluğumuzun sebebi şöyle bir sorgularsak. Hayatımızda mesela düşünelim en çok en çabuk kırılan şey nedir? Kalp. Evet, manevi bir boyutta baktığımızda var ve kalp diyebiliriz. Ama somut olarak düşündüğümüzde mesela birçok kişinin aklına cam gelebilir ya da bardak o tarz gelebilir. Ama en çabuk kırılan şey yumurtadır. Evet, şimdi bir yumurta deneyi yapalım hayalimizi böyle. Elimizde bir yumurta var ve elimizde bir tüy var. Tüy etkisindeki söz ve davranışlar vardır veya elimizde ondan bir tık daha fazla mesela ufak bir uçlu kalem ya da ağır olmayan bir kalem, tahta kalem diyebiliriz. Onunla vurursak nasıl olur? Bunların hepsini birer davranış olarak farz edelim. Örneğin eşler tüy etkisindeki davranışlar, başında hitap vardır. İşte hayatım ben bugün gelemeyeceğim. İşte bugün yapmasak olur mu canım gibi ifadeler aslında tüy etkisindeki davranışlardır. Veya hitapsın cümleler vardır. Tahta kalemle vuruyoruz mesela kibar kibar yine ama hitap cümlesi yoktur. Bugün gelemeyeceğim. Ya da bugün dışarı çıkmayalım. Yarın çıksak olur mu? Bakın alternatif üretmiş oluyoruz aslında. Yumurta yine kırılmıyor. Ama bazıları da öyle bir şey ki taş etkisinde olan davranışlar vardır. Ne mesela senden nefret ediyorum. Seni görmek istemiyorum. Sen hep şöylesin, hep böylesin diye ifadeler aslında taş etkisindedir ve yumurta kırılır. Bizim de hayatımızda veya eşler arasında bu tüy etkisinde ya da kalem etkisinde veya taş etkisinde birçok davranış ve sözlerle karşılaşabiliyoruz. O yüzden bizlerin buna dikkat etmesi lazım.

Küslük, evliliklerini nasıl etkiler?

İlişkileri aslında küsmelerin kendisi değil de bunları eşlerin yapıcı bir şekilde çözememesinden kaynaklanır. Biraz önce dediğim gibi problem ortada ama biz onu halı altı yapıyoruz ya da görmemiş yokmuş gibi davranmak bunlar aslında zarar veren durumlardır. Baktığımız zaman araştırmalar şunu gösteriyor; boşanan çiftlerde ağırlıklı olarak boşanmalarının sebebi tüy etkisindeki davranışlarmış. Ya da böyle çok hafif ya bundan da olur mu ya da incir çekirdeğini doldurmayacak davranışlar derken bundan da olur mu diye. İşte aslında bunlar nasıl oluyor? Onu anlatmak lazım. İnsanların biriktirdiği işte ya da fedakarlık adı altında yuttuğu ya da işte bir tartışmalara sebep olmasın. İşte problemler çözülmese de olur. Ben yutarım dediğimiz şeyler aslında bu davranışlar boşanmaya götüren sebeplerdir. Sizlerle şu an bir su bardağı deneyi yapalım. Su bardağı içinde biraz su var. Hatta dolmak üzere suyumuz. Bu su bardağının içerisindekiler eşimizin bize söylediği şeylerdir. Eşimiz sürekli söylüyor ve su bardağı dolmaya devam ediyor. Ve su bardağını bizim önümüze koydu ve bize iç diyor. Yani çünkü biz onu alıştırdık karşı tarafa. Problemi çözmeden sürekli yutmaya alıştırdık. Bakın bir bardak suyumuz var. Ben bunu dolduğu zaman ne yapacağım? Bunu ya boşaltmam lazım, dökmem lazım ya da içmeye devam etmem lazım ki bu bardakta yer bulsun. Ben bunu içtiğim zaman artık istifra edebilirim. Çünkü o kadar dolmuşum bardak dolmuş. Veya ağzıma alıyorum.

Dolaştırıyorum, döndürüyorum. Ne kadar tutabilirim? Bir suyu bile yani yaşama kaynağımız olan suyu bile bizler ağzımızda sadece belki 2-3 dakika bekletebiliriz. Sonra ya yutacağız ya da dışarı çıkar O yüzden yaşama kaynağımız olan suyu bile biz ağzımızda belli bir miktar bekletiyorsak ya da sürekli içemiyorsak bu davranışları da bizler her zaman yutmamamız lazım. Problemleri halı altı etmememiz lazım. Küçük olsa bile konuşarak her şeyi halledebiliriz. O küsmelere sebebiyet vermeden.

Gottman şöyle diyor: Evlilikte en çok zarar veren şey sen diye başlayan cümlelerdir. Aslında ben diliyle konuşmuş olsak; ben bu yaptığım davranışlardan dolayı çok inciniyorum, senin bu şekilde konuşmaların beni çok kırıyor. Bakın ben ifadeleri kullanıyoruz. Ama sen zaten sürekli bu şekilde konuşuyorsun. Sen hep kırıcısın, sen şöylesin diye bu şekilde karşı tarafı seninle ifadelediğimizde karşı tarafı sürekli eleştiriyoruz ve yargılıyoruz.

Ama ben diliyle konuştuğumuz zaman sizler duygularımızı ifade etmiş oluyoruz. Duygularımızı çok ifade eden bir toplum değiliz maalesef. Güzel ifadeleri özellikle güzel duygularımızı çok paylaşmayız. İşte eşler ne der? İşte çok şey söylersem şımarır mı acaba? Halbuki şımarma diye bir şey yok da değil mi? Yani o karşı taraf o güzel cümleleri duyduğu zaman mutlu olur.

Belki duygularımızı ifade etsek ben diliyle konuşabilsek. Evliliklerde bu tarz iletişim çatışmaları olmaz. Küsmeler olmaz. Veya başka şeyler olmaz. Şiddet tarzı şeyler olmaz. Herkes birbirine karşı anlayışlı davrandığı zaman, birbirinin anlayabildiği zaman ben diliyle duyguların konuşulduğu bir cümleler, iletişim olduğu zaman eminim daha güzel bir evlilik, daha güzel mutlu yuvalar ve mutlu çocuklar ortaya çıkmış olur.

“KÜSMEK KOLAYDIR AMA BARIŞMAK ZORDUR”

Küs olan eşler nasıl barışırlar?

Küsmek kolaydır ama barışmak zordur gerçekten de ya da barışa adım atmak ona karar vermek zordur. Her zaman biz kadınlar erkeklerden bekliyoruz ama bunu her zaman erkekten beklememek lazım. Bazen bizler de adım atmamız lazım. Diyoruz ya haklı olmak mı mutlu olmak mı? Bizler çoğu zaman mutlu olmayı tercih edebiliriz. Evet haklılık da önemlidir ama mutluluk çok daha kıymetlidir.

“UZUN SÜREN SUSKUNLUKLAR TELAFİSİ OLMAYAN İLETİŞİM ÇATIŞMALARINA SEBEP OLUR”

Biraz önce şiirde de söylemiştik. Küsmek aslında çocuksu bir davranıştır. Çocukluktur. Özellikle eşler arasında sevgi ve muhabbet olduğundan ötürü o muhakkak temas önemlidir. İlk adımı atıp temas edildiği zaman bir sarılma olduğu zaman bunu çok uzatmamak lazım. Uzun süren suskunluklar telafisi olmayan iletişim çatışmalarına sebep olur.

Bizim beynimiz bütüncül bir yapıya sahiptir. Eşler kendi arasında tartıştığı zaman bırakılıp gidildiği zaman o problem yarım kalmış oluyor ve beyinde bitmemiş bir davranış var, olay var. Beyin kendisi tamamlamaya çalışıyor. Şöyle bir şey oluyor, hepimizin başına geliyor. İşte eşimizle tartıştık. Eş gitti ve yattı. Sonra biz kafamızı kurmaya başlıyoruz. Çünkü beynimiz tamamlamaya ihtiyacı var ya özellikle. İşte temel atıp diye bir kavram var. Temel atıp demek geriye doğru atıplar yapıyor. yapıyoruz. İşte daha önceden de şunu yapmıştı. Önceden bunu demişti. Zaten şöyleydi, böyleydi diye. Kafamızda kuruyoruz, kuruyoruz, kuruyoruz. Sonra sabahleyin kalkılıyor. Eşte hiçbir problem yok. Rahatça uyumuş. Günaydınlar falan. Ama biz kafamızda bitirmişiz zaten. Çoktan doldurmuşuz. İşte aslında doldurmamak lazım. Biraz önce dediğimiz gibi aslında hep dönüp dolaştığımız şey problem anında çözüp öyle yatmak lazım.

“AZ KÜS, KOLAY BARIŞ”

Küstük nasıl azaltabiliriz? Neler yaparsak bu küsme olayı hayatımızda biraz daha azalır?

Bizler küsmeyi azaltmak için şöyle yapabiliriz. Az küs, kolay barış. Eşler arasında aslında hani bir protokol yapılabilir. Eğer Böyle evlilikler varsa gerçekten de küsen, çok sık küsen evliliklerde bu tarz kendileri arasında bir sözleşme yapabilirler. Protokol imzalayabilirler. İşte az küs kolay barış veya küsen barışır ilkesi veya barışma teklifin asla reddetme veya küsme varsa eğer buna bir zaman aşımı zaman sınırı koyalım.

Bazı araştırmalarda 20 yıllık ya da 22 yıllık 25 yıllık evlilikler de 13 14 senesi küs olan çiftler varmış. Yani baktığımız zaman bu çift sizce 20 25 yıllık evli mi? Yani susarak geçen bir süreç var. Bunda evlilik yaşanmış olur mu olmaz mı? Bu hepimizin sorgulaması gereken bir durum. Biz bugün evet eşler arasındakini konuştuk ama çevremizde de şu an küs olduğumuz, belki kırgın olduğumuz insanlar olabilir, akrabalar olabilir. Ramazan ayı içerisindeyiz. Bizler barışa ilk adımı atanlar olmalıyız. Hayatımıza yük etmememiz lazım.
Bizlerin ruhunda, kalbinde o kırgın olduğumuz, küs olduğumuz insanlara karşı da manevi ağırlığı yaşıyoruz. Onun yerine bu Ramazan ayını milat olarak kabul edip aslında bütün hayatımızda kırgınlığından olduğumuz insanları affetmek, onlara bir barış zeytin dalı uzatmak belki de barış çubuğu uzatmak çok daha güzel olacaktır.

{ "vars": { "account": "UA-43204872-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }