SOMA İDDİANAMESİYLE İLGİLİ SAVCILIĞI ELEŞTİRDİ

25 Kasım 2014 Salı, 14:41

Manisa’nı Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014 tarihinde meydana gelen ve 301 işçinin şehit olduğu maden ocağı faciasıyla ilgili iddianame, Manisa Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi. İddianame, savcılığa iade edildi. İddianamenin reddedilme sebepleri arasında müştekilerin tamamının dinlenmemiş olması, sensörlerle ilgili TÜBİTAK raporu ulaşmadan hazırlanmış olması, sanıklar ve fiiller arası irtibat kurulmamış olması yer alıyor. Manisa Barosu Başkanı Zeynel Balkız, bu haliyle dosyanın kabul edilmeyeceğini daha önce söylediklerini hatırlattı. Balkız, bu iddianamenin Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi iade edilmesinden memnuniyet duyduklarını kaybetti.

 

Manisa Barosu’nda basın toplantısı düzenleyen Baro Başkanı Zeynel Balkız, Soma ilçesinde meydana gelen maden faciasıyla ilgili iddianamenin, Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildiğini söyledi.

Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi tarafından iddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iade edildiğini aktaran Balkız, “Gerekçe olarak bizim Soma fezlekesini ve arkasından da iddianamesini gördüğümüzde söylediğimiz beyanların ve gerekçelerin aynısıyla mahkeme bu iddianameyi iade etmiştir. Manisa Barosu olarak Soma şehitlerini ve onların yetimlerini kendi yetimimiz olarak kabul ediyoruz. Bu davanın sonuna kadar insan haklarına adil yargılama ilkelerine uygun olarak yargılanması ve bu yargılanman işleminin tamamlanması için Baro olarak elimizden gelen bütün çabayı göstereceğiz. Nitekim bu fezlekeyi ve iddianameyi gördükten sonra yaptığımız uyarılar ve eleştirilerimiz Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi tarafından da değerlendirilmiş ve uygun bulunmuştur.” dedi.

 

İddianamenin dört temel gerekçeyle iade edildiğinin altını çizen Baro Başkanı Balkız, “Evvele iddianame Ceza Muhakemesi Kanunu’nun iddianamenin düzenlenmesiyle ilgili 170 ve devamında maddelere aykırı ve eksik unsurlar içermektedir. Kamuoyunun aydınlatılması anlamında basit bir ve öz olarak şu şekilde nitelendirebilirim. Bir iddianamenin düzenleneme bilmesi için öncelikle mağdurların, suçtan zarar görenlerin ve şikayetçilerin tamamının ifadesinin ve şikayet nedenlerinin alınması gerekir. Oysa iddianameye bakıldığı zaman sadece 216 müştekinin ifadesinin alındığı belirtilmektedir. 301 maden şehidimizin yakınlarının, eşlerinin, çocuklarının ve şikayetçilerinin bir kısmının ifadelerinin alınmamış olması zaten sayısal olarak ortaya çıkmaktadır. Birinci eksiklik budur. Yani maden şehitlerimizin ve suçtan zarar gören diğer mağdurların tamamının ifadesi ve onların ifadesi iddianamede açıkça yansıtılmamıştır ve bir eksiklik vardır.” Diye konuştu.

 

Balkız, “İkinci eksiklik, fezlekeyi gördüğüm andan beri ifade ettiğim olaydır ki, suçların şahsiliği prensibi vardır. Suç o suçu işleyen kişinin cezalandırılmasını gerektirir. Suç ile suçu işleyen zanlı, şüpheli arasında doğrudan illiyet bağının kurulması ve o kişinin de hangi suçtan, hangi gerekçeyle suçlandığını bilmesi gerekmektedir. Adil yargılama içerisinde kendisine atfedilen suça karşı kendisini savunabilsin. Nitekim iddianamenin iadesiyle ilgili olan Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararında bu husus vurgulanmış ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ilkeleri de adil yargılanma ilkeleri de belirtilmek suretiyle burada kategorize edilen üç grup suçlunun bu şekildi değerlendirilemeyeceği açıklanmıştır. Nitekim daha önceki açıklamalarda demişti ki; şirketin birinci derecedeki yöneticileri önce 25 yıl cezayı gerektiren bir suçlamayla olası kast ile suçlanıyorlar.  Ondan sonraki alt derecedeki şirket çalışanları ve yöneticileri maden içerisinde çalışan yöneticilerinden 8 kişi bilinçli taksil suçuyla suçlanıyorlar. Ondan sonra gelen 29 kişi de kusurlarıyla ölüme neden olma suçundan suçlanmasıyla suçlanıyorlar. Burada suçların şahsiliği prensibi ihlal edilmiştir. Burada ağır ceza mahkemesi diyor ki, her bir ferdin hangi suçu işlediği, hangi gerekçeyle bundan suçlandığı ve bunun açık ve seçik delillerinin ortaya konulması lazım ki o kişi adil bir savunma yapabilsin. Bu bakımdan bu önemli bir eksiklik. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından da fark edilmiştir.” dedi.

 

Üçüncü eksikliğin  toplu bir değerlendirmeye neden olan bir eksiklik olduğunu belirten Balkız, “İddianamenin açıklığı ve belirginliğe aykırı düşüyor. O da şudur. Değişik sebeplerle gerek kurtarma sırasında, gerekse madendeki o facia sırasında 161 kişi yararlanmış. Bunların doktor raporları basit bir tıbbı bir müdahale ile iyileşebilir şeklinde ama bu iddianameye şöyle yansıyor. Yer altı maden ocağında bulunan ve suçtan zarar gören mağdur müştekilerin alınan muayene raporları basit bir tıbbı müdahale ile geçiştirilebilir, iyileştirilebilir şeklinde olmasına rağmen bu mağdur ve müştekilerin tamamının toplu bir ölüme neden olacak, ağır bir kazaya neden olacak şekilde yaralanmalarından dolayı daha ağır bir suç ile suçlanmış oluyorlar. Bu bakımdan da üçüncü gerekçe olarak sanıklara yaralılardan dolayı atfedilen hüküm tam örtüşmediği ve böyle bir suçlamayla suçlanabilmeleri için bunun haklı gerekçelerinin açık ve seçik bir şekilde ortaya konmadığı iddia ediliyor.” şeklinde konuştu.

 

Dördüncü eksikliğin ise burada delillerin tam toplanmadan bu iddianamenin düzenlendiğini gördüklerini aktaran Balkız, “Nitekim fezleke ve iddianamede şöyle bir şey vardı. TÜBİTAK’a sabit gaz ölçüm aletlerinin, cihazlarının incelenmesi için rapor tanzim edilmesi için gönderildi. Cumhuriyet Başsavcılığı’nın TÜBİTAK’tan aldığı bilgiye göre bu incelemenin 1,5- 2 ay süreceği bilgisi geldikten sonra bu rapor beklenmeden diğer deliller böyle bir iddianameye düzenlemeye yeterlidir diye TÜBİTAK’ın sabit gaz ölçüm aletleriyle ilgili delil dosyaya konulmadan davanın açılmış olduğu, bunun iddianameyi düzenleyen CMK maddelerine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi iade etti.” dedi.

 

Balkız, “Manisa Barosu olarak bu işin neresindeyiz? Biz ülkemizin böyle Allah göstermesin en büyük maden kazasında bu davanın hem şehitlerimizin yakınları, mağdurları bakımından hem de suça karışmış şüpheliler bakımından adil bir yargılanmanın olmasını, Türkiye’ye ve dünyaya örnek olacak karar çıkmasını arzuluyoruz. O bakımdan hiçbir usulü eksiklik ve hiçbir delil ihmal edilmeden ama sorumlular gerçekten araştırılarak, tespit edilerek bu yargılamanın yapılması noktasında baştan beri ısrarla takipçisi oluyoruz. Bu iddianamenin iade edilmesinden memnuniyet duyduk. Çünkü burada Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yapması gereken pek çok araştırma ve inceleme, Ağır Ceza Mahkemesi’ne bırakılmış idi. Halbuki iddianamenin düzenlenmesinden evvel bu delillerin toplanması lazımdı ve toplanma imkanı da vardır.” diye konuştu.

 

TÜBİTAK raporunun gelmesinin beklenmesi gerektiğini dile getiren Balkız, Aralık ayı ortaları veya aralık ayı sonunda yeni bir iddianamenin düzenlenebileceğini bildirdi.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir