MİMAR AZMİ AÇIKDİL YAZDI “KULA MASALI”

23 Haziran 2014 Pazartesi, 18:07

Bu sefer kalabalık gittik Kulaya, doğruca belediye başkanına çıktık o da bizi bekliyordu önceden haber vermiştik. Kahve ve arkasından çaylarımızı içtik işimiz çok zamanımız az deyip başkandan izin isteyip işe koyulduk, dönüşte tekrar uğrarız deyip ayrıldık.

Kula Çarşısı’ndan geçtik tam bir arasta esnafı da ahi terbiyesi almış her bir dükkana selam vererek yürüyorduk dikkatimi çeken, esnaf gözümüzün içine bakarak bizden selam bekliyor gibiydi. Çok hoşuma gitmişti. böyle bir yakınlığı özlemişim, bazen de yanımızda ki meclis üyesi emekli öğretmen Faik Bey’le esnafa takılıyor tanıştırılıyorduk.

Faik Hoca, “dün başkanla çarşıyı gezdik.Başkan her bir esnafa biraz toparlanmalarını dükkan önlerine yayılmamalarını vatandaşa geçecek yol bırakmalarını istedi. Bakıyorum her esnaf başkanı dinlemiş kimse yola taşmamış” dedi. Buna rağmen Selam ve yakınlık göstermeleri başkandan memnun olduklarının bir ifadesiydi.

Hamam ve yanında ki meydana geldik buradan başlıyordu sokak gezintimiz. Heyecanımı gizleyemiyor önden Faik Hoca ile beraber yürüyor bir çok ev gezelim, görelim istiyordum.

Mimar hanım arkadaşlar topuklular ile bize yetişmeğe çalışıyorlardı. Heveslerini söndürmemek, gayretlerini kırmamak için “zorla gelmiş, ev gezmesine gider gibi bir haliniz var” diyemedim ama içimde durmaz. “Bu topuklarla nasıl yürüyorsunuzu söyledim.”

Her bir eve girdik, her evin yıkık kırıkta olsa tahta merdivenlerinden üst kata onlarla beraber çıktık, anladım ki hanımlar da topuk çalışmaya mani değil aksesuarmış.

Sokaklar; dönünce sürpriz, dönünce bir başka saçak, bir başka duvar, bir başka renk, bir başka renkli ev, kök boyadan yapıyorlarmış duvar badanalarını. Kapılar; sadece kapıları araştırıp hikayelerini yazsanız fotoğraflarını resmetseniz ansiklopedi olur. Kula, böylesine zengin bir mimari ve ustaların sanat eserleriyle dolu ki demir korkuluk, saçakların kavisleri, bağdadiler, çatkı malzemeleri, her biri birer ustalık şaheseri, ustalık dehası. Ahşap işçiliğinden bahsetmiyorum gidip görmeniz gezip fotoğraflamanız lazım.

Birbirine yaslanmış kafa kafaya vermiş saçaklar.

Bazıları renkli bazıları taş duvarlı evler daracık gölgeli sokaklar

Yıkık hallerinin yanında hala güzel hala cazibeliler

Çatıların raksı, kiremitlerin rengi, nar çiçekli bahçeler.

Aşağıya sarkmış gibi duran silmelerin ahengi

Geçene bakar gibi halleriyle saçak silmeleri.

Kapılar, sır saklamayı bilmeyen kapılar

Bir kanadı hep açık bahçe, eyvan, hayatlar.

Daracık merdiven kıyamazsınız korkuluğunu ellemeğe

Aşınacak eskiyecek oymaları silinecek diye.

Düz bir ahşap yok, mutlaka bir bıçak en azından bir keski ile kavislendirilmiş rende izleri var. Mıhla çakılmış geniş kesilmiş rabıta tahtalar döşemede basılacağı için kalın kaba dayanıklı ama tavanlarda bakılacağı yattığınızda gözünüzü dikeceğiniz ahşap işçiliği oymacılığı zarif, estetik tavan göbekleri. Şimdi kartonpiyer avize göbeği diyorlar yemişim göbeğini.

Rum evleri ile Türk evleri çok bariz bir şekilde ayırdediliyor. Taraf tutmak gibi olmasın ama burada Türk ustalar Rum ustalarını geçmiş, geçmekle kalmamış üstüne üstlük ahşabı konuşturarak bir de cila çekmişler. Evleri ayırdeden özelliklere geleceğim ama şu ahşap az önce bahsetmemiş gelip görün demiştim, usta ahşabı konuştururken benim susmam doğru olmaz anlatamadıklarımı fotoğraflardan inceleyin.

Merdivenlerin rıhtlarını içe dönük basış payı bırakacak kadar da mektep mederese görmüşler. Ocakların havadanlıkları tamamen nakış gibi işlenmiş oya gibi kenarlık yapılmış ilk bakışta ocağın (şöminenin) alevi ahşabı nasıl tutuşturmuyor sıcaklık nasıl bozmamış diye düşünürken, yıllar geçmiş, ocak susmuş, ev yıkılmış, tavan eğilmiş, kapı düşmüş, tüm bunlara rağmen ocak ve ahşap işçiliğinin inceliğiyle havadanlık ayakta, birileri gelir ocağı tüttürür diye bekliyor gibi.

İnşallah o beklenen biz oluruz olmalıyız bu mu saygı, sevgi, tarihe, ustaya?

Restore edilmiş, onarılmış bir eve girdik. Aman yarabbim taş, ahşap, duvar, ahşap oymacılığı, merdivenler, tek tek ekip olarak çıktık. Bu konak kullanılıyor canlı. Şarap bağları olan butik bir oteli de bulunan Manisa sevdalısı İsmail Akçura onarmış bu evi. konaklama, misafirhane vesilesiyle işletiyor. İsmail Bey’in zekasını Manisa sevdasını bir ev kesmez iki üç evi daha inşallah beraber restore edeceğiz. 900 ev çoğu restore edilmeyi beklerken her birimiz bu evlere el atacağız.

İşte bu evin üst katına çıktık. Çaylarımızı yudumlarken birbirimizin höpürdetme sesini duyuyorduk. Sonradan farkına vardık sessizlik ve sakinlik hakimdi bulunduğumuz ortamda. Sokak dar olduğu için hiç bir araç geçmiyordu. Şehrin orta yerinde böylesine sakinlik; bu evde yaşanır ömrü artar insanın. Her bir köşesi, döşemesi, yer minderi, sekisi, burada aşık olunur roman yazılır, şiirler dizilir.

Rum evlerinin bahçeleri arkada evler sokağa cepheli her eve beş altı basamakla giriliyor pencere kapı silmeleri mermer. Gölde köyü’nde ki antik mermer ocağından getirilmiş olmalı. Demir kapı ve kepenkler ile evler sokaktan korunmuş. İçlerine girmedim.

Türk evlerinde bahçe önde ev arkada bahçenin çiceği ağacı bilhassa bereket timsali Nar ağacı evin sofasından odaların önünde ki kattan seyrine doyum olmuyor. Yazın bahçe böyle, kışın odalara kapandığınızda

yine bahçenin güzelliğini taşımak istercesine ahşaba çiçekler açtırılmış bahçe ile ev sokaktan kopunca daha sakin daha sessiz huzur dolu.

Gez gez dar sokaklardan sonra bir küçük meydan bu meydana bakan restore edilmiş bir küçük mahalle kilisesi restore edilmiş ama akustiği bozulmamış, konuşmalarda ki sesin tınısı papazın ayin sesini yansıtıyor. Müze olarak kula evlerinin maketlerini sergiliyorlar konferans ve müzikhol olarak değerlendirilebilir.

Yine dar sokaklar, çökmüş saçaklar

Duvar çatkılarında kurumuş lav taşlar

Sokaklar asfalt kaplı ama altı taş

Arnavut kaldırımlı sokaklar şimdi boş

Yapalım boyayalım dönelim bu evlere

Yaş ortalaması o zamanlar 80 mi ne?

Bahçede ki Nar ağacının yanında dibek

Ocakta kavrulmuş kahve çekirdeği şimdi çek

Dövülen kahvenin dibek sesi

Komşu kokuyu almış yan evden geliyor sesi

“Oh mis gibi de koktu”

Ev de bir fincan dahi kahve yoktu”

“Akşam yemeğinden sonra gelin pişiririm”

Dönüşte yanınıza da veririm.”

Evlerde ki diyaloğa sokak karışır

Hurdacının çatlak sesi ortalığı karıştırır.

Sokaktan geçen eski rubacı

Bisiklet tekerlekli arabasıyla hurdacı

“Eski rubacııı, eskiler alırım eskiciii”

Hayattan seslenir kadın “bağırma çocuk uyanacak şimdi”

Bu terane aylar yıllar boyu sürmüşşş gitmiş,

Masal diyarı Kula’da ki gezimiz “masal da burada bitmiş”

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir