KULA YAŞANDIKÇA SEVİLİYOR

26 Ocak 2015 Pazartesi, 12:14

Hava güzel Ocağın 22’si, Kula’ya yaklaştığımızda yol boyunca 15 gün önce ki karlar yer yer güneşin giremediği kuytu köşelerde buz kesmiş sessiz, duruyor. Belediyeye girdiğimizde arabada ki terimizi soğutmadan Başkan sordu. Bazılarımız çay derken kahveyi de ihmal etmeyen tiryakilerin yol yorgunluğundan sonra uygulama yapılacak, proje çizilecek, düzenlenecek, seçilecek, arsalara alanlara bakalım mı? Dedi Hüseyin Başkan.

Zaten onun için gelmiştik; ulaşımdan, etüd projeden, kamulaştırmadan, imar şehircilikten, daire başkanları dahil, müdürler, şehir plancıları, mimarlar, kalabalık girdik teknik çalışma yapacağımız alanlara. 5000’lik planı taradık, müze yapılacak yer aradık, Terminal alanı, Ankara asfaltına paralel yan yollar, kamulaştırma yapılması gereken yerler, toplu konut sahası, çevre yolu güzergahı, Kula mezbahası… Yeni tamamlanmış olan henüz adı konmamış Kula Meydanına açılan iki cadde adlarına hürmeten yakışanı yapmak lazım dedik. Taptuk emre, Yunus emre caddeleri.

Sabah ki programı tamamlamış öğle yemeği için Kula Konuk Evinde mola vermiştik. Restorasyonu yapılmış Eski Kula Evinin güneye açık güneşe bakan hayatında iki adet yer sofrasının etrafında bağdaş kurarak halka olduk. Gökyakup çömleklerinin methini duymuştum da kuzu güvecinin böyle güzel bu kadar lezzetli olduğunu çömlekten mi ustadan mı olduğunu anlayamadım. Sofranın orta yerinde ki derin koca güvecin içinden etleri almak için dizlerimizin üzerinde ayağa kalkıyorduk, bazen öyle dikiliyorduk ki güvecin içine  pike yapacağız sanırdınız. Güneşe karşı mayışmış vaziyette durup çaylarımızı içtiğimizde saat durmuyordu.

Ekiptekiler merak ediyorlardı. Kula’ya gelip de Jeopark merakını gidermemek olur mu? Başkan kırmadı arkadaşlarımızı gidelim dediğinde Zafer Okuluna kadar Eski Kula sokaklarında yürüdüğümüz güzergahın devamını araçlarla geçtik. Jeopark Koordinatörü Erdal Hoca heyecanlanmıştı. “Buradan sonra yaya gideceğiz”. Ayak basar basmaz divlitlere, Erdal hoca anlatmaya başlamıştı bile. Yıllar öncesinden yeraltından yeryüzüne çıkarken kayalar taşlar yumak olmuş, yalnızlıklarından mı ne çıktıkları yeraltından bilmedikleri dünyada birbirlerine sarılmışlardı. “Dokunun sürtünün” diyordu Erdal Hoca büyüyü atmak gelmesin aklınıza elektriği boşaltıyorduk sadece.

Bunca kaya yıllardır buradalar, kara bahtlarının kapladığı karalıklar arasında floralar. Kırmızıya dönüşen çiçek görünümlü yaprakları ile aşk merdiveninin atası, yeraltından gelmiş sanki zambağın babası. İhtiyarlıktan mı ne beyazlamış kayaların üstüne yapışırcasına sarılmış yosunlar deryası. Baharı karşılıyorlar anlaşılası…

Geri dönerken yorulduğumuzu anladık arabanın koltukları ana kucağı gibiydi. Öğleden sonranın son etabını tamamlarken güneş batmış belediyeye geldiğimizde arabalar kısa hüzmeli farlarını yakmıştı.

Yorgunluk kahvelerimizi içerken günün özetini yaptık. “Hüseyin Başkan “Geç oldu bu akşam kalın” dediğinde, gözlerimiz saate gitti, geç olmuştu hakikaten. “Kalkalım” dedik. Başkan memnundu. Cengiz Başkana çok çok selam söyleyin demesinden anlaşılıyordu bu. Hüseyin başkan kapıdan uğurlarken akşam karanlığı iyice çökmüştü.

Dönüş yolu kısa olur derler, ehh avuntu da olsa çabuk geldik sayılır.

Büyükşehir: Büyük düşünme, büyük proje, büyük yatırım. Uzun zaman, uzun yol, uzun soluklu çalışma.

Ömürler çok kısa, çok çalışmak gerekiyor oysa.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir