KULA DESTANI

12 Ocak 2015 Pazartesi, 14:45

Bu güne kadar çok şey yazıldı çizildi: Videolar, senaryolar, fotoğraflar. Boşaltıldı tozlu raflar, evler, konaklar, sokaklar. Sadece bunlar mı? Cumbanın mahremiyete kafeslendiği, saçakların dayanışmaya heveslendiği, halkının işgalcilere efelendiği, bebelerinin destanlarla nennilendiği, kahramanlar diyarından;

YARENLER YATAĞI KULA’YA.

 

Bir köy ki taştan geçilmiyor sokaklar birbirine yaslanmış, hem de yaşlanmış kalan yaşayanlar, yıkılmış ama hala dik duruyor talihi de kara kendi de kara duvarlar, bir iki üç derken terkedilmiş buralar, özel günlerde geliyor ziyaret için insanlar, o da kandil, ramazan bayram. Bir tek cami hatırına terkedilmezdi buralar. Duvarlarına yazı yerine resimlerin tuval tutulduğu;

HAMAMI, ÇEŞMESİ, RESİMLİ CARULLAH CAMİSİ’YLE KULA.

 

Odalarının içerlek olduğu, sokağa bakan bahçe kapılarının bazılarında merdivenle ulaşıldığı, divlit taşlı duvarlarının bulunduğu, yanında ki komşu evin çatkılı bağdadi sıvaların dökülmeye yüz bulduğu, sarı yeşil kahverenkli kiremitlerinin rüzgâra kafa tuttuğu, ahşapların oyulduğu, tahtaların yontulduğu, yokluktan varlığı, varlıktan darlığı, her köşesinde narlığı, bahçesinde ki bereket timsali nar ağaçlığı, saksılarda ki akşam sefaları, fırınında ki yanık helvası, sofrada ki maşrapası, mangalında ki kömür maşası, paşaların paşası, ağaların ağası, beylerin yaşadığı;

KONAKLI, HANAYLI, EYVANLI, EVLERİYLE KULA.

Divlitlerin sustuğunda; dünyanın soğumaya yüz tuttuğunda, lavların donup taş kesildiğinde, Gediz’in yer yer çağıldayıp uçurumlardan uçtuğunda, kartalların yüksek şahinlerin süzüldüğü divlit tepelerinde, ot bitmez kara taşlarında milyon yıllar sonra çiçeklerin açtığında, çıra gibi parlayan, divlit gibi patlayan, Gediz’in yataklandığı, yerin altının üstte çıktığı, gizli saklı hiç bir şeyin kalmadığı, içi dışında için daha içre olduğu;

YERALTININ YERYÜZÜNDE GEZİLDİĞİ JEOPARKIYLA KULA.,

 

Yeryüzü çatladığında sıcak suları fışkırdığında, tarihden çok önceleri efsanelerin yankılandığı, kayalara oyulmuş resimli kitabelerin bulunduğu, kazsan daha kim bilir nelerin olduğu, dün gibi Romalı imparartorların yıkandığı, soğumayan bir tek suyunun tarihle beraber aktığı;

EMİR HAMAMLARIYLA KULA.

 

Gezdikleri diyarı gurbetten, Anadolu’nun her köşesinden, yedi kat arşın yeryüzünden, Kulayı mesken tuttuğu yarenlerinden, ağıtlarının, öykülerinin, türkülerinin Yunus Yunus nağmelerinden, Yunusemre’sinden Taptuğun dergahına, doğruluğun timsali odunundan, Gökçeören’de ki türbelerinden, tasavvufun yaşandığı insani kamilden, insanlığın makbulüne gelinen son noktadan, ilmin hikmeti insanlarının samimiyetinden;

TASAVVUF İLMİNİN OKUNDUĞU KULA.

 

Birinin bini, esnafının ahiliği, komşularının kardeşliği, köylerinin efsaneleştiği, milyon yıllar önce divlitlerinin ateşlendiği, Gedizin sıcak topraklarını serinlettiği, Kula’dan çok önce kollida olduğu, kayaların mezar diye oyulduğu, binbir kuyulu yeraltı su kanallarının nereden gelip nereye aktığı, mermer ocaklarının taşıyla güneşte parladığı, yağmurla beyazlandığı Gölde köyüyle;

BİNLERCE YILLIK TARİHLİ KULA.

 

Germiyanoğulları tarih yazdı: Azgınları geme aldı, halkına kahramanlık aşıladı, o kahramanlıkla kurtuluşa şahlandığı, işgalcilerin yakamadığı, tarihini silip yıkamadığı, taa buralardan Ege’ye sürüldüğü, denizine döküldüğü, kahramanlık destanlarının atadan dededen dilden dile söylendiği;

EFSANELERİYLE KULA.

 

Baştan yazmasa da destanını

Boyayamasa da rengarenk gülistanını,

Bulamasa da eski komşularını,

Divlit kaplı kesme taşlı sokağını meydanını,

Yazamasak ta Yunus’un mısralarını,

Tarihe göstereceğiz Kulanın saygınlığını.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir