AZMİ AÇIKDİL YAZDI…

17 Kasım 2014 Pazartesi, 14:53

Menemenin bardağı biri olmazsa SIRADA biri daha.

 Seçim zamanı yunt dağını geziyorum; okul yok, iş yok, hayvancılık para etmiyor, bedava dağıtılan kömür, yaşlılık maaşı ile hazıra alışanlara soruyorum.

Çocuklarınızı geleceğinizi düşünmüyor musunuz? Analarınız babalarınız dedeleriniz hazır kömürle mi ısınıyordu? Hayvan güderken odun çırpı toplayıp akşam köye eve dönerken eşeğe denk yapıp getiriyor ocakta sobada yakıp ısınıyor hem de yemeklerini yapıyorlardı.

Çocukluğumda hatırlarım mangal ile çalışma odamızda ısınırdık üç birader o odada yatardık böylece çalışma esnasında ısınan oda uyuyuncaya kadar da sıcak olurdu. Annem mangalı odadan çıkarırken kömür közünü külle örter sabah kahvaltıda üstünü açar kaldığımız yerden ısınırdık.

Bu günler çok geride kaldı ama şimdi de hazıra ve kolaya alıştık, alıştırıldık.

Üç kuruş maaşa talim etmeyi…

Günü kurtarmayı…

Devlete bağımlı olmayı…

Üretmeyip tüketmeyi…

Verilen ile yetinip hakkımızı aramamayı…

Kuyrukta öne geçmeyi açık gözlü, bedava dağıtılanlara aç gözlü olmayı.

Düşük faizli krediler ile banka patronu sanmayı.

Adına konut denen her gün bakım isteyen ucuz evleri,

Toplu konut denen siteleri modern toplama kampları,

Kentsel dönüşüm ile kentimizin yabancılaştığı ama diğer kentler ile akraba olan yani kentlerimizin kimliğini özelliklerini kaybettiğini yeni yapılanma adı altında başımızı sokacak bir evimiz olsuna kadar getirdik. (Konut yapılsın ama işçilikleri kaliteli olsun, ucuz etin suyuna benzemesin)

Biz bu kolaycılığa günü kurtarmacılığa Rahmetli Özal Döneminde başladık:

Ucuz japon arabalarının piyasaya girmesi ile araba özentisine…

“İki tane otomobil

Biri açık biri değil”

Cumhuriyet döneminde yoklukla kurulmuş ülke kalkınmasında hem üretim hem istihdam sağlayan kamu mallarının, fabrikaların özelleştirmesine…

İçeride yıllarını vermişlerin yerine dışarıda hazıra alışmış beyin takımı denilenleri köşe başlarına koyup benim memurum edasıyla ülkemizin yönetilmesine…

Tüketim toplumu ile birilerinin yönetimine girmeyi ve ‘üç kuruş maaşım kaygısız başım’ demeyi düstur edindik.

Günümüzü gün etmede çakı bulmuş köylü çocuğu gibi sevinirken, zoru gördüğümüzde elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi ağlamayı, çaresizlik bildik.

Ağaç dalı yontmayı zamanı değerlendirme, feysteki fotoğrafı beğen tutuşa basmayı teknolojiye uyma bildik.

Şimdi,

“Yırca Köyü’ne termik santral yapacağız köyde ki gençlere de iş imkanı sağlayacağız” deyince pazarlık başlamış.

On yaşında ki 6000 zeytin ağaçı köklenmiş. Pazarlık bozuldu, Yırca’lılar mahkemeyi kazandı, firmaya karşı zafer kazandıkları için oynamaya başladılar.

On yaşında zeytin ağaçları gitmiş, geçim kaynağı için bi on yıl daha bekleyecekler o kadar zaman da gitmiş. Neyin halayını çekiyorlar?

Çampınar adı üstünde çam ağaçlarının pınar gibi her yönden aktığı topraktan fışkırdığı ormanlık bir alan. Çampınar’ın yarısı maden firmasına “Köyden işe alırsanız sökün ormanı”. Diğer yarısı “Biz hayvancılığı çiftçiliği nerede yapacağız” diyor. Aynı köylüler ama birlik beraberlik yok köyün köyde yaşayanların geleceğini düşünemiyorlar.

Bu sadece Çampınar’ı değil bu bölgeyi ve giderek ülkemizi ilgilendiren mesele, ormanlık alanın yok edilmesi iklim değişikliği ve neticesinde doğal yaşamın ve insanlığa faydalı ortamın yok edilmesi demektir.

Taşımacılık ile eğitim,

Çaresizlik içinde geçim,

Geçimsiz ailede dirlik,

Dirlik olmayınca birlik de olmuyor.

Bazı şeyler lafta kalıyor.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir